Bu muza erişim engellenmiştir.

Sansüre Sansür”cüler yeni eylemleriyle karşınızda: “Yay! Hareketi”.

Kendiliğinden başlayan ve yüzlerce  bloğun (441 adet) kendine erişimi engellemesiyle sonuçlanan ilk eylem dünyaya sesini duyurmayı başarmıştı. Hemen onun ardından gelen “Poster Hareketi”ninse aynı başarıyı yakaladığını söylenemez. Sansüre karşı oldukça yaratıcı posterlerin bulunduğu bu ‘şimdilik online’ sergiyi görmediyseniz, mutlaka bir göz atın.

sinex
Diğer posterleri görmek için resme tıklayınız

Sansüre sansür’ün yeni eylemi “Yay! Hareketi”nin hedefiyse yayılmak.

Bugün internetine sansür, yarın hayatına sansür. Sessiz kalma.” temalı altı video ve Telekom’un artık ikonlaşmış sansür sayfasından türetilmiş “Bu nokta noktaya erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir” afiş ve etiketleri tarafımızdan (hepimiz tarafından) yayılmak için bekliyor.

Sansüre sansürün videoları bize pisuara, salama-sucuğa, muza, park yerine ve kitaplara erişimimizin engellendiği “korkunç gelecekle” yüzleşmemek için bugünden harekete geçip interneti savunmamızı salık veriyor ve soruyor: “Gelecekte hayatımızda başka neler sansürlenebilir?”

Videoları izlerken, özellikle raflara dizilmiş ama erişimi engellenmiş kitapları görünce ister istemez ne yani kitaplar sansürlenmiyor mu diye düşünmeden edemedim. Aslında videolarda kullanılan diğer nesnelere de erişimi engelli insanlar var. Evet, pisuara bile erişim bir çeşit ‘mahalle baskısı’yla engellenmeye çalışılıyor yer yer, zaman zaman…

En azından kitapların sürekli mahkemelik olduğu bir ülkede, internete sansüre dur denmezse bir gün kitapların da sansürlenebileceğini söylemek biraz garip olmuş doğrusu. Videoların bu naifliği belki amaçlıdır, kim bilir belki de ben ironiden anlamayan bir neslin üyesiyimdir. Yine de bu videoların, düşünmemi sağlayarak, internet sansürü konusunda bana farklı bir algılayış biçimi kazandırdığını da kabul etmeliyim.

Şöyle ki:

İnternet sansürü konusunda yapılan tartışma ve  çalışmalarda yaygın tutum şu şekilde: “Bir video için koca youtüp kapatılır mı?  Eğitelim hakimleri, yoksa yargıç mıydı, servis sağlayıcıyı değil “sorunlu olanı” engellesinler hem bizi de dünyaya rezil etmesinler.” Nedir peki sorunlu olan, suç mu engelleniyor yoksa bu bir sansür mü? Türklüğe, Atatürk’e ‘hakaret’ bir suçsa eğer, roman yazmak halkı kin ve düşmanlığa tahrik edebiliyorsa, hatta ‘halkı’mız gerçekten de tahrik olup sizi yakmaya, kurşunlamaya kalkabiliyorsa ‘suçu engelle, youtüpüme dokunma!’dan çıkarak alabileceğimiz yol oldukça sınırlıdır. O zaman “hâkimleri eğitelim bütün kitabı yasaklamasınlar, yayınevini, çevirmeni mahkum etmesinler, ‘sakıncalı’ cümlelerin geçtiği sayfaları kitaptan çıkarsınlar” da bir öneri olarak sunulabilir.

İnternet, yargı için ejderhaların kol gezdiği, anarşinin hakim olduğu bir yer değil artık. Tüm web sitelerinden her güncellendiğinde iki nüsha çıktı istenmiyor. Belki de ‘bir bilenin’ adresini yazıp ‘enter’a bastığı ekranda görünen hakkında ‘tizzz engelleyin erişimi!’ kararları kolaylıkla verilebiliyor. Tabii, devir sürat devri. Zamanla yöntemler incelecek halkın tepkisini çekmeden internete sansür uygulamanın yolları da öğrenilecektir: Youtüpü kapatmadan ‘suç unsuru’ taşıyan videoların engellenmesi gibi. Aslına bakarsanız bununla yaşamaya alışmaya da başlamıyoruz değil, belki o kadar incelmeye gerek bile kalmayabilir.

Sanal alemde de olsa ifade özgürlüğünün tadına bakmış olan internet neslinin Türkiye Devleti’yle imtihanıdır bu. Kitaplar, basın, medya zaten sansürlü, bilemedin oto-sansürlü, internette anonim isimlerle çoşkuyla söylediğimiz fikirlerimizi, halka açık bir mekanda söylemek aklımızın ucundan bile geçmiyor. Ve şimdi devlet bu son özgür topraklarda da tam hakimiyet kurmaya çalışıyor.

Internet de giderse ifade özgürlüğü açısından kaybedecek başka hiçbir şeyimiz kalmayacak. İfade ve basın özgürlüğünün olmadığı, sansürü kendi kendine uygulayanların ülkesinde ‘onlayn özgürlük’ hak edilmemiş bir lükstü bizim için, teknolojik gelişmenin beklenmedik bir hediyesi. Bizim sorunumuz ifade özgürlüğünün bulunduğu bir ülkede bunu interneti de kapsayacak şekilde genişletmek için mücadele etmekten farklı.  Biz internetten başka bir yerde ifade özgürlüğünün bulunmadığı bir ülkede,  sanal bir özgürlüğü korumaya çalışıyoruz. Bu geçici baharın, cicim aylarının sonu görünmeye başladı. Sanal olanı gerçek hayata geçirmenin yollarını bulamazsak gerçekliğe boyun eğmek kaçınılmaz olacak.

Bu noktada sansüre sansürcülerin “Yay! Hareketi”nin ikinci unsurunu, yani yayılacak afiş ve etiketleri, videolardan çok daha fazla önemsiyorum.

muz

Viral bir hareket olarak nereye gideceği, nasıl olacağı şimdiden bilinemezse de bunu en azından bilgisayar başından kalkıp gerçek dünyada eyleme çabasının ilk denemeleri, bir ısınma çalışması olarak görebiliriz.

Bu kablolara da...
“Yay! Hareketi”nin diğer denemelerini görmek içi tıklayınız.

Eğer bir yerde kitapları yakıyorlarsa, orada eninde sonunda insanları da yakacaklardır.” Heinrich Heine

Sansür, bir toplumun kendine olan güvensizliğini yansıtır ve otoriter rejimlerin belirgin bir özelliğidir.” Potter Stewart

Sansüre sansürün yeni bildirisinin sonunda yer alan bu  iki veciz söz bana bir başka vecizeyi hatırlattı. Bir bilgisayar oyunundan:

Orijinali:

Beware of he who would deny you access to information, for in his heart he dreams himself your master.

Commissioner Pravin Lal

Benim çevirim:

Sakının, bilgiye erişiminizi engelleyenden, onun gönlünden geçen size hükmetmektir.

Bu muza erişim engellenmiştir.” üzerine 2 yorum

  1. Önemli noktalara deginmissiniz. Beni de düsündüren seyler bazilari. Kitapli SansüreSansür videosunda o sekilde bir sacmalik oldugunu ben de düsünüyorum. (Bir de ondaki oyunculugu, ya da daha cok diyalogu diyeyim, pek özenli bulmadim. Ama önemsiz alakasiz bir nokta.) Anayasada kökten bir degisiklik olmazsa bu ülke daha cok sansürler görecek gibi geliyor bana, gerek sanal gerek gercek alemde. Anayasanin kökten bi degisim gecirmesine de yakin zamanda pek ihtimal vermiyorum. Bence bu millet internet sansürünü de tamamen kabullenecek eninde sonunda, günlük hayatin normal bir parcasi olacak o da. Neticede de en azindan ben ve benim gibi “Yurtdisinda mi takilsam Türkiye’ye mi dönsem?” diye celiskede olabilme lüksüne sahip olan insanlar iyice soguyacak bu ülkeden.

    Umarim yanilirim da bu Yay hareketi falan degistirir hakkaten bir seyler. Potansiyel var, ama benim deneylerimde baskalarindan aldigim(veya almadigim) tepkiler simdiye dek pek tatmin edici olmadi.

    • Bence de Türkiye’nin demokratik bir ülke haline gelmesi için daha katetmesi gereken çok mesafe var. Yine de o kadar karamsar olmayalım :) Bu yazı yayınlanalı bir aya yakın bir zaman geçmiş, Yay! Hareketi fazla bir ses getirmedi gibi… En azından benim olduğum yerden öyle görünüyor. Yine de başka bir şeylere dönüşme potansiyelini barındırdığını düşündüğüm için önemsiyorum. Neler olacak, neler yapabiliriz hep birlikte göreceğiz artık.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.